Zehraca Logo

Üniversiteler Hakkında Mülahaza

Üniversiteler Hakkında Mülahaza
İnsan Algoritması

İnsan Algoritması / Senin Ben, Benim Sen Olmadığının Farkındalığı

Tüm söylenecek cümlelerin başında zihnimize şu uyarıcının sinyallerini ulaştırmak ve idrak noktasında da alıcı olmak gerekmektedir; her insan biricik yaratılmıştır tıpkı her var olanın varoluşunu özgün kılan biricikliği gibi. Öyleyse, insanın yaşamakta olduğu hayat da yine biricik ve onu ‘kendi’ yapan donatılmışlığının güzelliğiyle hayatın tam ortasında. Peki, donatılmışlıkların ‘kendiliğindenliğine’ inanıyor muyuz? Bir noktada verilen her cevap, insana olan bakış açımızı ortaya koyacaktır. Zannediyorum ki tüm insanlığı aynı pencereden görüp değerlendirmedikçe sorunun yanlış cevabı yok. Zira değerlendirme noktamız aynîleşmeye götürmüyor; bilakis insanın yaşamış olduğu tüm durumları, olayları, maruziyetleri ve şartları tek bir eksene indirgemeksizin çok boyutlu bir perspektiften ele alma gerekliliğini öngörüyorsa; verilen cevaplar da aramızdaki bağlarda herhangi bir probleme sebebiyet vermeyecektir.

Aynîleşmeyi kimi noktalarda pozitif bulurken insanlara yönelik tavrımızda ve yaklaşımımızda olumsuz bir bakış açısı olarak değerlendiriyorum. Neticede, bir insanın özgün olduğu kabulünü ortaya koyarken içerisinde bulunduğu yolun hikâyesini bilmeden tek bir fikir ve davranış mottosuyla mevcut durumu idare edemeyiz, değil mi? Biriciklik olgusuna değindim çünkü herkes hayatını bir noktada kendi yaratılış kodlamalarına göre sürdürüyor. Yani fıtratlarımız, neyi sevip sevmediğimiz, zihnimizin işleyiş şekilleri, olaylara gösterdiğimiz tepkiler, duygu yönelimlerimiz, dünya görüşlerimiz, kendimize yüklediğimiz misyonlar ve daha niceleri tamamen farklı.

Dolayısıyla insanı özünde anlayamaz ve bu çözümlemeyi gerçekleştiremezsek herhangi bir ilerleme kaydetmemizin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. Bütünsel çerçevede, farklılıkların farklılığını yok sayarak insana yaklaşmak gerektiği varsayımını kabul ediyorsak biriciklik olgusunu yeniden düşünmeli ve varlığımızın ince donatılmışlığını tüm detaylarıyla tekrar gözden geçirmeliyiz.

Niçin Eğitim Almak İstiyorum / Ben Beni Biliyor Muyum

Herkesin donanımı, neyi nasıl algıladığı, hangi şartlarda daha iyi öğrenip öğrenemediği, eğitime bakış açısı ve eğitimden beklentisi bambaşkadır. Dolayısıyla bugün bir eğitim alma isteğinden bahsediyorsak basamağın en başında atılacak adımların gerekliliği hususunda şu soruyu kendimize yöneltebiliriz: “Niçin eğitim almak istiyorum?” Soruya verilecek cevap sayısı, var olan insan sayısı kadar farklı olabilir. Burada da eğitimi, eğitim çizgisinden koparmadığımız sürece verilebilecek her cevabın doğru olduğu düşüncesindeyim.

Tabii, verilen cevabı bireyin kendi vicdanında bir kabule oturtabilmesi gerçeği, kişinin içsel muhasebesi noktasında da ayrı bir referans olacaktır.

Eğitimin Mekânı Var mıdır / Balık Uçup Kuş Yüzüyor mu

Eğitimin mekânlarla olan ilişkisinin son derece hassas bir niteliğe sahip olduğuna inanıyorum. Mekânlar, kimlik inşasının yapı taşları mesabesindeyken onları görmezden gelmek bizleri birçok noktada kayba uğratacaktır. Zira mekânlar, zihnimizin ve ruhumuzun gelişimini doğrudan etkileyecek merkezi bir rol üstlenirler. Kendimize ait sandığımız pek çok düşünce, davranış ve tüm bunların oluşturduğu duygu yelpazesi dahi aslında içinde bulunduğumuz mekânların bizdeki birer yansımasıdır.

Bugün göz ardı ediliyor olsa da geçmişte bilhassa Doğu İslam medeniyetlerinde, maddi ve manevi değerlerin kazanımı noktasında mekânlar yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Çünkü insan; var olduğu yere, kendi ruhunu akıttığı sürece çevresindeki her şey biçimlenmekte ve anlam kazanmaktadır.

Emevi, Abbasi, Endülüs, Selçuklu, Osmanlı ve daha niceleri eğitimi mekânlarla var kılmıştır. Her bir mekânı ruh ve düşünceyle inşa etmiş, ardından da yetişen şahsiyetlerin dünyaya seslenişini izlemişlerdir. Bugüne dek eğitim üzerine söylenen, çizilen ve anlatılan tüm açıklamalara rağmen, eğitimi mekândan bağımsız bir olgu olarak değerlendirebilir miyiz? Eğitimle mekânın birbiriyle olan bağına ve aralarındaki fonksiyonel tutuma son derece inanan biriyim. Bundan dolayı olacak ki “eğitim olsun da nerede olursa olsun” ifadesi bana hakiki manada ürkütücü gelmektedir. İşte bu noktada, Müslüman kimliğimin yetkileri çerçevesinde olaylara yaklaşmayı tercih ediyor ve bunun sağladığı inanılmaz bir konfor alanından istifade ediyorum.

Bugünün şartları dahilinde konunun bağlamına dönecek olursam; evet, benim gideceğim ya da gittiğim üniversitenin/kurumun/yerin; niteliği, düşüncelerime, değerlerime ve kimliğime yaklaşımı, sağlayacağı katkının beni bir adım daha ileriye taşıyabilecek olması, zihinsel değişimi değil zihinsel gelişimi destekleyecek potansiyeli bünyesinde barındırması, ait olduğum alanın içerisinde özgürce var olabilme imkanını sağlaması ve sunması elbette ki önemli.

Dolayısıyla, söz konusu eğitim yerlerinin niteliği yalnızca akademik bilgi sağlama kapasitesiyle değil; aynı zamanda bireysel kimliğe, değerlere ve fikri saygınlığa uygun bir ortam sunabilmesi açısından da değerlendirilerek, ‘mekân’ mevzusu ayrımına tabi tutulmalıdır.

Eğitim, bireyin kendi varoluşunu inşa etmesine ve kimlik kazanmasına olanak tanıyan uzun soluklu bir süreçtir. Bu süreçler, her zaman içinde anlam barındıran mekânlarda değerli deneyimlerle zenginleştirilmelidir ki bu sayede bireyler, eğitim yolculuklarının sonunda kendi özgün hikâyelerini yazabilsinler.

Varoluşsal kodlamalarımızın tüm incelikleri, özünde farklılık temelinde konumlanmaktadır. Bu çerçevede amaç; bizi biz kıldığını varsaydığımız, yaşam pratiklerimizi çevresinde örgütlediğimiz ve yaşamımıza yön veren temel değerler doğrultusunda hayata tutunmamızı sağlayan kimliklerimizle varlığımızı sürdürebilmektir. Unutulmaması gereken ise, dünyayı algılayış biçimimizi şekillendiren ve yaşamımıza anlam kazandıran bu kimliklerden vazgeçilmemesi gerektiğidir. Zira bireyin fiili ve kavli olarak aldığı ve attığı her adım esasen bir hayat boyu, zihinsel ve ruhsal gelişiminin yapı taşlarını örmeye devam etmektedir.